Duyuru

Gizle
Henüz duyuru yok.

Puslu Kıtalar Atlası Özet

Gizle
X
 
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
yeni iletiler

    Puslu Kıtalar Atlası Özet

    Yer ve zaman:Konstansiyye, 1681
    Konu: Bünyamin’in, babasının yazdığı atlasın etrafında şekillenen maceraları.
    Karakterler: Bünyamin, Uzun İhsan Efendi, Arap İhsan Efendi, Ebrehe, Zülfiyar, Hınzıryedi, Alibaz, Müşteri, Kubelik, Vardapet, Franz(Mesih).

    Puslu Kıtalar Atlası Kitap Özeti
    Hikaye, Arap İhsan Efendi’nin seferden dönerken yanında Alibaz adlı küçük bir çocuğu getirmesiyle başlar. Geldiği yer, yeğeni Bünyamin ile yeğeninin babası Uzun İhsan Efendi’nin yaşadığı iki katlı evdir. Alibaz’ı orada bırakır ve birkaç gün sonra ortadan kaybolur. Bir daha da göz önüne çıkmaz.

    Hikaye, ana karakterler olan Bünyamin ve Uzun İhsan Efendi’nin hikayesidir. Uzun İhsan Efendi’nin en büyük isteği bir dünya atlası yapmaktır. Fakar o diğer meslektaşları gibi bunu dünyayı bucak bucak dolaşarak değil, rüyalarında bedenin engellerinden kurtulup ruhuyla dört nala giderek yapmak istemektedir. Bu amaçla kullandığı bir şurup sayesinde uzun süreler uyuyabilmektedir. Bir gün, Arap İhsan Efendi’nin çıktığı yolculuktan getirdiği, Frenk diliyle yazılmış bir kitabı Frenk dilini bilen Kubelik’e tercüme ettirmeye götürmüştür. Kubelik kitabı üç gün içerisinde tercüme edip Arap İhsan Efendi’nin evine getirir fakat o tabii ki evde değildir. “Zagon Üzerine Öttürme” adıyla çevrilen ve yazarı Rendekar adlı bir gavur olan kitap, o sırada evde olan Uzun İhsan Efendi tarafından alınıp okunur. Uzun İhsan Efendi, bu kitabı okuduktan düşünmemizin bizi var olduğumuz sonucuna ulaştırıp ulaştırmayacağı üzerine düşünmeye başlar. Bu düşünce onu hiç bırakmayacaktır.

    Bir gün Bünyamin babasının uyku şurubunu ondan habersiz olarak içer ve uykuya dalar. O kadar uzun süre uyur, o kadar hareketsizdir ki ölü sanılarak defnedilir. Fakat bir yolunu bularak oradan kaçmayı başarır. Canlı olarak toprak altında gömülmesine rağmen oradan sağ salim çıkabilen Bünyamin’in namını duyan Vardapet, aradığı lağımcıyı bulduğunu düşünür. Bünyamin’e, çıkılacak seferde yanına yardımcı olarak gelmesini teklif eder. Dünyayı bilme isteğiyle dolu, maceralara atılmaya hazır bir gençtir Bünyamin. Babasının da teşvikiyle kabul eder. Giderken babası ona bitirmiş kitabını verir: Puslu Kıtalar Atlası. Bu kitap onun yaşamının en büyük rehberi olacaktır…

    Seferde, lağımcılar olarak kurtarmaları ve kurtardıktan sonra, kendisinden, çok değerli bir madeni parayı teslim almaları gereken bir Türk çaşıdı* vardır. Çaşıdı kurtarırlar fakat devamında savaşan iki taraf arasında amansız bir çatışma başlar. O karmaşık meydanda çaşıt parayı Bünyamin’e iletir ama bir düşman tarafından yüzü parçalanan Bünyamin tanınmayacak hale gelir. Savaş sonrasında tedavi edilip diğerleriyle birlikte geri gönderilir ancak tanınmayacak haldeki yüzünden dolayı onun Bünyamin olduğunu anlamazlar. Bünyamin’in parasıyla birlikte kaçtığı düşünülür. Bu nedenle Konstantiniyye’deki babası evinden alınır ve oğlunun yeri sorulur. Bilmediğini söyleyince işkence yapılır. İşkence sırasında burnu ve kulakları koparılmış, gözleri oyulmuştur. Bu halde hiçbir işe yaramayacağı görülünce de Dilenciler Loncası’na bırakılır. Bünyamin, Konstantiniyye’ye gelince evlerinin tamamen yıkıldığını ve babasının başına gelenleri öğrenir. Berbat bir durumdadır. Atlası açıp rastgele bir tümce okur.

    Romanla ilgili belirtmemiz gereken belki de en önemli nokta budur: Bünyamin ne zaman müşkül bir duruma düşse, atlastan bir tümce okur. Bu onun çoktan yazılan kaderinin bir göstergesidir.

    Bünyamin de babasını bulmak amacıyla Dilenciler Loncası’na gider. Hala onda bulunan ve hayatının mahvolmasına neden olan madeni para, loncanın kethüdası olan Hınzıryedi’nin de efendisi, “Büyük Efendi” Ebrehe tarafından her gün dilenciler tarafından toplanan paralar teker teker sayılmak suretiyle aranmaktadır. Bir gün Ebrehe loncaya gelir ve boğazına kaçan lokmadan dolayı boğulmak üzereyken Bünyamin onu kurtarır. Ebrehe, buna karşılık Bünyamin’i malikanesine çağırır. Bünyamin, Ebrehe’nin yanına gitmeden hemen önce dışarıda babasını bulur. Onunla gezerler, babasının Rendekar’dan, herkesin ve her şeyin onun düşünmesiyle var olmasından, istediği her şeyi gerçekleştirip olacakları yönlendirmesinden bahsetmesi sonucu Bünyamin, babasının delirdiğini düşünür. Uzun İhsan Efendi bir kutuya girerek gemiyle yolculuğa çıkar ve oğlunu orada bırakır. Görmeyen, duymayan, koku alamayan bu zavallı adam, her şeyi önceden görüp, duyup, koklayarak önce gemide, sonra ise tüm Konstantiniyye’de büyük bir nam salacaktır…

    Ebrehe, Bünyamin’in Uzun İhsan Efendi’nin oğlu olduğundan da madeni paranın onda olduğundan da haberdardır fakat bunları hemen açıklamak istemez. Zira Bünyamin’e, belli zamanlarda gelen, büyüklük göstergesi davranışlar ve “sanki başka birisi tarafından ona söyletiliyormuş gibi olan” konuşmaları büyük bir güç ve iktidar bağımlısı olan Ebrehe’de ona karşı bir eziklik duygusu yaratır. Ebrehe ona en büyük sırlarını açıklar. Adamlarının dahi bilmediği büyük emeli, “yaratılmamış olanı” bulmaktır. Bunun nedeni de “boşluğa”, yani zamanın ve mekânın anlamını yitirdiği boyuta ulaşmaktır. Hepsinin başındaki ana sebep ise “Kehanet Aynası”nın getireceği sonuçlardan kaçabilmektir.

    Kehanet Aynası, her yıl bir kehanette bulunan ve 7 yıl sonra Konstantiniyye kentine girecek Mesih’in dünyanın sonunu başlatacağını yazan bir aynadır. Bunlar aynanın üstünde kum taneleri ile yazar ve yeri gelince yazılar kendine değişir. Aynayı aşağı doğru çevirse dahi yazılar yere düşmez, olduğu yerde yapışıp kalır. Tüm bu olağanüstü olayların sonunda Ebrehe’nin büyük amacı Kehanet Aynası’nın öngördüğü kıyametten kurtulmaktır. Mesih’in geleceği gün kente gidip onu bekler ve yaka paça esir alıp malikanesine götürür. Kentin en ünlü işkencecisini de getirtmiştir. İşkence için hazırlanmaya başlanmışken konuşmaya başlayan “Mesih”, her şeyi anlatır: Kehanet Aynası 40 yıl önce Frenk ülkesindeki insanlar tarafından ayarlanmış bir oyundur. Mesih’e en çok benzeyen kişiler bulunup çiftleştirilmiş ve iki kuşak sonra ona benzeyen çocuklardan hayatta kalabilen son kişi olan Franz, Mesih olarak ülkeye yollanmıştır, elbette aynadaki kehanetlere müteakip olarak. Aynanın üstünde yazanlar, kum tanelerinin düşmemesi, birer birer gerçekleşen kehanetler; hepsi planlı ve sistematik bir düzen içinde yapılmıştır. Ebrehe gerçeği yavaş yavaş anlar fakat kendini yıllar hazırladığı bu anın mahvolmasından dolayı inanmak istemez. İşkenceye devam edilecektir. Tam o sırada işkencecinin de kılık değiştiren Hınzıryedi olduğu anlaşılır. Hınzıryedi, beraberindeki tüm dilencilerle birlikte Teşkilat-ı Hümayun’un (Ebrehe’nin gizli teşkilatı) tüm fedailerini öldürür, paraları yağmalar. Ebrehe’nin canını bedeninden ayırır. Fakat öncesinde Bünyamin’le son kez görüşmesine izin verir. Ebrehe, Bünyamin’e her şeyden haberdar olduğunu anlatır, pişmanlıklarından ve hayatta yaptığı yanlışlardan bahseder ve son olarak Bünyamin’de olduğu çoktan bildiği madeni parayı gömülürken ağzına koymasını ister. O sırada yıllardır kendisine şehre girdiğinde bir kahraman gibi karşılanacağı söylenen fakat bir anda ölümle burun buruna gelen, kendisine işkence yapılacağından korkan Mesih Franz da ruhunu teslim etmiştir. Dilenciler ve kethüda Hınzıryedi paraları da alıp loncaya gittikten sonra, Dertli loncaya gelir. Dertli, tüm yıldırımları kendine çeken, olduğu yere sürekli yıldırım çeken bir adamdır. Hınzıryedi ve Dertli dışında herkes dışarı kaçar fakat o ikisinin ölümü dışında loncalarının yanmasını da önleyemezler. Teşkilat-ı Hümayun’un yer altındaki küçük karargahından sonra lonca da yanmıştır.

    Oradan çıkan Bünyamin bir hana gidip odasına çekilir. PUSLU KITALAR ATLASI’nın son sayfalarını açıp okumaya başlar. Dünyada, var olduğu yanılgısına kapıldığı her şey, aslında yalnızca Uzun İhsan Efendi’nin düşlerinde vardır. Yaşanan olaylar, var olan kişiler, hepsi… Aslında yalnızca onun düşlerinden kaynaklanmaktadır. Ve Bünyamin’in elinde tuttuğu o atlas bir babanın oğluna, okusun diye değil, yaşasın diye yazdığı bir kitaptır.
Hazırlanıyor...
X